4.07.2012

Kızılderililer de Türktür Hani

Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan'ın kilimlerdeki benzerliklerle ilgili bir anısı..

"New York'tayken televizyondan, Kaliforniya'da düzenlenen "Güller Resmi Geçidi"ni seyrediyordum: otomobil ve kamyonetler renk renk desenler halinde güllerle donanmıştı. Çeşitli ülkelerin ve firmaların katıldığı bu şöleni Cher Huntley tek tek anlatıyordu. Bir takı "şimdi de Meksika Kızılderililerininki geçiyor" diye tanıtınca yardımcısı elindeki kağıdı işaret etti ve spiker de şöyle özür diledi: "Kızılderililerin değil, Türkiye Konsolosluğunun takıymış! Desenler o kadar benziyor ki şaşırdım."

Dokuma tekniğinin ilk olarak ne zaman ve nerede başladığı tam olarak bilinmese de hiç kuşku yok ki dokuma sanatı, genel bağlamda, Orta Asya'da başlamıştır. Bu bölgede yaşayan yerliler, ki göç eden bu kabilelere yörük ya da göçebe kabileler denilmektedir, büyük bir nüfus patlaması neticesinde Asya'nın batılarına göç edip kendilerine yaşamak için daha uygun alanlar aramaya başladıklarında göçebeler şiddetli hava koşullarına maruz kalmışladır. Bu nedenle çadırlarını kurmak için keçi yünü kullanmaya başlamışlardır. Keçi yünü, koyun yününe nazaran çok daha uzun ve sıkıdır. Düz dokuma tekniği bu anlamda ilk defa göçebe tenteleri yapmak için kullanılmıştır.

Hayatta kalmayı başaran en eski pile halı Altay dağlarının Pazırık vadisindeki bir Sycthian prensinin mezarında keşfedilmiştir. İlk kez Sibirya'da bir Rus arkeolog tarafından 1947'de sergilenmiş ve şu anda da Leningrad'daki Hermitage Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu halı Türk çift düğümü ile dokunmuş olup metrekaresinde 347.000 düğüm bulunmaktadır. Boyutları 3,62 m2 olan bu halıya yapılmış olan incelemeler neticesinde İsa'dan Önce 5. yüzyıla ait olduğu ortaya çıkmıştır. Pazırık, diğer ismiyle Altay halısı oldukça gelişmiş bir görünüme sahiptir ve bu sebeple de dokumacılığın uzun bir geçmişe sahip olduğunun kanıtı niteliğindedir.


Yorum Gönder
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...